nobon
Tuesday, June 23, 2009
  diğerleri için yürümek
rüzgar yine durdu. bilmeyenler için; ülkenin, dünyanın diğer güzide yerlerindeki güzel insanlara; buranın görüntüyü buğulaştıcı hipnotikliğinden uzak, kendi bulundukları yerlerin, buğulaştırıcı hipnotikliğinden buralara bakarak uzaklaşmaya çalışanlara duyrulur. istanbul, sıcak ve esmiyor.

akşamla beraber çöken bir durgunluk bu, gündüzleri böyle olmuyor.

iki gündür okuduğum bir kitaptan alıntılar yayınlıyorum. gezmek ve kaybolmakla ilgili. yersiz olmak, yersizliğe kaçmak, kaybolmak, seyahat etmekle ilgili iletiler. göçebelerden yola çıkarak temellendirilen bir kitap. "yürümeuzlamı" olarak çevrilebilir.

fiziksel mekanın biçimlendiriciliğine, bedensel varoluşumuzun düşüncelerimize ne kadar hakim olduğuna işaret ediyor okuduklarım. öyle ki insan ister istemez, fiziksel mekandaki kayboluşun zihinde yarattığı yurtsuzluk, güvencesizlik, bilinmezlik hissine odaklanıyor. ya da tüm bunlara baktığı yere göre, imkanların sonsuzluğuna, ihtimallerin bilinmezliğine...umutlu ya da umutsuz ya da ikisinin ne ortasında ne de dışında her ikisine de bulaşık bir ruh haline.

fiziksel mekanda kaybolmak, yolunu kaybetmek; mücadele ( ki mücadele ediş ya bildik yere varmak için ya da kendi bildiği ortamı kaybolduğu alanda yaratabilmek için veriliyormuş gibi algılanır çoğu zaman, ama mücadele bir oluş olarak ele alındığında, önkabullü didişme dayanaklarından bağımsız, bir garip boşluk olarak kavrandığında ); akılda, yolunu, amacını, inancını, kendini, diğerini, bir nesneyi, ya da siz adına ne derseniz deyin; arayan için de benzer.

akıldaki yolculuklar, geziler, bilgeliğe ulaştırabilir anlamı buradan yakalanabilir.

ama yakalanan tabi ki sadece dilde kurulan bir bağlantıdır. yaşanana kadar yazılanlar, birbirimizi benzer bağlamlarında doğrulanmaktan ya da yanlışlanmaktan başka işe yaramayacaktır. çünkü akılda gezgin olmak, bedensel gezginden farklı olarak ne yazık ki, ortamı kökten değiştirmez. kişi kendine, kendi kendine, kendinin o anda hangi yanındaysa, diğer(ler)ine sezdirmeden ortamlar kurar.

e tabi şu da var. bedensel olarak mekan değiştirmek, aklın kendi içinden çıkmasını, içine düştüğü dert ettiği ya da sıkıntı duyduğu kısırdöngüleri aşmasını doğrudan sağlamaz. kaç kere, gidip de gelemedi, gelip de gidemedi akıllarımız, bu da yazının kendi iç çelişkisi olsun.

çok korkup paranoyak olmanın alemi yok, zaten öyle olmadığımız mechul iken, bunun doğrulamasını yapmanın da anlamı yok.

akılda yolda olmak, kaybolmak, varmış olmanın korkunçluğunun anlık anlaşılmasından daha dehşet verici değil.

daha yorucu belki evet.
ama herakleitos, sürekliliğin yoruculuğundan, gerçek dinlenmenin ise değişimden geçtiğinden bahsediyor.

yolla dinlenmek, kilometrelerce, düşüncelerce dinlenmek...


neyse, korkunun da zaten ecele faydası yok.

aklın dağınıklığının içinden, dağınıklığın bir olumsuzlanmış hal olarak değil, bir varoluş durumu olarak ele alınmasıyla, kendimizi ve içinde var olduğumuz çevremizi sezmeye çalışırsak, kesin biçimsel ya da izleksel örüntülerimizin kısırlığının, buğulanmışlığının farkına varabiliriz.

kendimizin ve başkalarının.

başkalarından ve kendimden biriktirdiğimce söylüyorum, yani bence.



ünlü bir atasözünde de dedikleri gibi:
herkesin tuttuğu kendine.
 
  çok gezen mi bilir çok okuyan mı? çok gezen. neden? şundan dolayı:

journey, experience, danger, path


behind the voyage there is often a desire for existential change. travel is atonement for a sin, initiation, cultural growth, experince: "The Indo-European root of the word "experince" is per, which has been interpreted as "to attempt", "to test", "to risk", connotations that survive in the word "peril". the oldest connotations of trial of per appear in the Latin terms for experince: experior, experimentum. this conception of experince as a test, as a passage through a form of action that measures the true dimensions and nature of the person or the object that undergoes it, also describes the most ancient conception of the effects of the voyage on the traveler. many of the secondary meanings of per explicitly refer to motion: "to cross a space", "to reach a goal", "to go outside". the implication of risk present in "peri" is evident in the gothic kin of per ( in which the P becomes F): ferm, fare, fear, ferry. one of the german words for experience, Erfahrung, comes from old German, irfaran: "to travel", to go out, to cross or to wander. the deeply rooted idea that the voyage is an experince that tests and perfects the character of the traveler is clear in the German adjective bewandert, which today means "wise", "expert" or "versed", but which originally ( in the texts of the 15th century) simply was applied to someone who had "traveled much".

Erich J. Leed, The mind of the traveler. from gilgamesh to global tourism. basic books, new york, 1991

 
  hoş_bulduk!!
 
Monday, June 22, 2009
  "kaybolmak" !!!!çok önemli!!!!

getting lost means between us and space there is not only a relationship of dominion, of control on the part of the subject but also the possibility that space can dominate us. there are moments in life in which we learn how to learn from the space around us.[...] we are no longer capable of giving a value, a meaning to the possibility of getting lost. to change place, to come to terms with different worlds, to be forced to continuously recreate our points of reference, is regenerating at a psychic level, but today no one would recommend such an experience. in primitive cultures, on the other hand, if someone never gets lost he never grows up. and this done in the desert, the forest, places that are a sort of machine through which to attain other states of consciousness.

franco la cecla, perdersi, I'uomo senza ambiente, Laterza, Bari, 1988

 
  #one#
 
Saturday, June 20, 2009
  An Ordinary Action11
 
Tuesday, June 16, 2009
  T ; D ª (maket)


T ; D ª mock up
 
Monday, June 15, 2009
  mekan yapıcı

spacemaker
 
  ıslak oda

wet room
 
  ce qui est laissé plus d'après un connaisseur… pour maintenant
 
  kültür merkezi: antalya
antalya için bir kültür merkezi önerimiz
our different type of proposal for a culture centre in antalya

 
  nedir?
çırağan
what is?
 
Sunday, June 14, 2009
  T ; D ª

T ; D ª : Tasarıma Dair .

yakında ( coming soon )


T ; D ª : About Design .
 
Friday, June 12, 2009
  dün gece
ağaç.
a) ağacın sahip olduğu kendine içkin özüne dair özellikleri ile karşılaşmamız ve onlardan bazılarını algılamamız ile mi onunla bir ilişki kuruyoruz (ki bu yüzden, ağaç denilen şey herkes ve herşey için başka şekillerde algılanabiliyor ama yine de bir şekilde algı hep benzer)...

b) ağaç ile kurulan ilişkide ortaya çıkan, herkes ve herşey için başka biçimlerde olabilen algıların toplamına bakıp mı ağacın özüne dair özellikleri vardır diyerek bu bağlamsal yapıyı dilde mi kuruyoruz. ( benim oyum buna)

kişisel olarak, dilde tariflediğimiz ruh, öz, gerçekliğin kendi gibi kavramların, onları temellendirirken bizler tarafından, bir şekilde kaçınılmaya çalışılan, ama her seferinde tarifsel bir yapıya mahkum edildiklerini düşünüyorum.

aklımdaki tarifsiz ( ki tarifsizlik de bir tarif aslında, tarifli olmaya karşıt olarak anlamlanabiliyor, yani tarifsiz olandan bahsedilirken yine bir tarif yapılıyor) belirsiz, güvencesiz birlik düşüncesi. birbirleri ile bağlantılı ama "özü"nde değerler tariflemeyen her biri, birbiriyle bağlantılı parçalar tarafından aktif olarak her an dönüştürülen birlik.

akşamın herhangi bir anında, nedensiz bunlar üzerine içten ve coşkuyla bir şekilde konuşabilmek bir nimet. (sina ve deniz'e)
sevgiler
 
  bilgisayar ekranı

computer screen
 
Thursday, June 11, 2009
  wöah!
 
  yaratıcı alan
 
  #unutmadan#
##

ayarı çeken, hayat denilen şey ile, ayara maruz kalan, ayarlanan biz, aslında biriz.

hayat dediğimiz bizim dışımızda olamayacağı için ya da ( tersten düşünürsek) biz hayatın dışında olamayacağımızdan, aslında ayarı çeken de, ayarlanan da bir şekilde biziz.
kendi kendimize kurduğumuz böylesi bir tuzağın sonluluğu ise, bu durumun dilde tanımlanması ile değil; sözsüz bir anlama ile apaçık hale gelmesiyle mümkün.

yani bu sözler de aslında ayarın ta kendisi...
söylemediğimde ise onun dışında...
ama değiştiren şeyin söylemek ya da söylememekle ilişkisi yok

##
 
  ekmek(p)arası
Haziran böyle bir ay.
Her ne kadar Herakleitos:

kimi günler iyi
kimi günler kötü
sayıyordu hesiodos

bilmiyordu çünkü
her gün
bir
aynı

...dese de.
tabi ki uyanıklar şöyle düşüneceklerdir:
birlik, aynılık; kendi içinde hep sonsuz imkanları da barındırıyor.

ayın karakteri ve lise zamanlarının bünyede eser miktarda faaliyet gösteren biyolojik saati nedeniyle, akıl biraz tökezliyor.

hayat herkese, ekmek arasına konulan herşeyin yenebilecek hale gelmesi gibi, öyle bir ayar çekiyor ki; insanlar ister istemez başkalarının ya da koşulların baskın bir şekilde tarifledikleri hayatlarda buluyorlar kendilerini.

heves, heyecan, tutku...
için değil.
herşey ekmek(p)arası için.

kayıp bi şekilde sallanan aklım, günler öncesinden kalmış taşlaşmış bir simit gibi. eylemsel karakterim onu, tost makinasında yeniden ısıtıp yenilebilir hale getirme planları yapıyor. aklımın imgesel yansıması, simitle bir tost makinasının birliğinde görünür oluyor.
endişe.
 
  06.09
 
terste noku!!!

nobonik

  • Le Mort
  • god, doesn't have a stick!
  • 2
  • 1
  • Swine Flue
  • la nature au travail
  • ToSarkisWithLove
  • elÇizimiDiyagram
  • mavi bedri rahmi
  • AssoS
  • nobonal

    tasarımlar ve ürünler
    | mimarlıktasarımgrafikfikir |

    design and products
    | architecturedesigngraphicidea |

    nobonometre

    February 2007 March 2007 April 2007 May 2007 July 2007 August 2007 September 2007 October 2007 November 2007 December 2007 January 2008 February 2008 March 2008 April 2008 May 2008 June 2008 July 2008 August 2008 September 2008 October 2008 November 2008 December 2008 January 2009 February 2009 March 2009 April 2009 May 2009 June 2009 July 2009 August 2009 September 2009 October 2009 November 2009






    facebook

    Copyright (c) 2006 nobon nobonnobon.blogspot.com

    nobonnobon.gmail.com

    Powered by Blogger

    free web stats