nobon
Sunday, January 25, 2009
  paket tasarımı
Package Design



 
Saturday, January 24, 2009
  elm sokağı kabusu
Balat-İstanbul
 
  duvar girintisinde kitapçı
Çengelköy'de, trafiğin aktığı yoldan, sahildeki asırlık çınara giden sokaklardan birinin girişi.
Bir binanın, bu dar sokağa bakan cephesindeki girintilere yerleşmiş bir kitapçı.
Kitapları, o girintilere göre yapılmış raflara dizmiş, gece kitapları orada muhafaza etmek için de rafların önüne panjurlar yapmış.

"Burası için izin aldınız mı, kimden izin aldınız, burayı nasıl yaptınız?" diye soruyorum.
Sakin bir biçimde şöyle cevap veriyor:"Burada zaten bazı tezgahlar vardı, dergi, kitap satardık değiş-tokuş ederdik, kitap seven dostlarımız vardı, gelip giderlerdi. Sonra birgün dedim ki buraya böyle birşey yapayım. Binadakilerle konuştum tamam dediler, gittim belediyeye de bildirdim niyetimi, onlar da tamam dediler; ve yaptık."


Sokağa bakan bir girintide, kişisel bir yaratıcılık örneği.
Kişinin kendi kendine yaptığı birşey.
Potansiyel bir yapısal durumun, kişisel bir niyetle karşılaşması...
Bu iki şey yeterli değil tabi ki. Diğer insanların ve resmi otoritenin de izni, hoşgörüsü, açıklığı gerekli.


Küçük bir yerde, kentsel mekanın farklı fonksiyonlarla, ilginç bir şekilde yeniden tanımlanabileceğine dair büyük bir iş.
 
Monday, January 19, 2009
  gayrettepe-maçka
şehir içindeki hareketimizin hissel izi, gökyüzünü ne kadar algıladığımızla yakından ilgili.
 
Monday, January 12, 2009
  the man who...
On the detective novel:

The man who hasn’t signed anything, who left no picture.
Who was not there, who said nothing.
How can they catch him?
Erase the traces.


Brecht, Versuche < 4-7 ( Berlin,1930) p116, Lesebuch für Steadtebewohner, no.1)
Benjamin, Archades Project

leaving traces or not? if we were trace-less, if we don't let any traces behind, how could we known...
on-with-through who / what can they chase us?!

iz bırakmak ya da bırakmamak? eğer izsiz olsaydık, eğer ardımızda hiç iz bırakmasaydık, nasıl bilinebilirdik...
bizi kimde/neyde, kimle/neyle, kim üzerinden / ne üzerinden takip edebilirlerdi?!

 
Friday, January 09, 2009
  zor_u

kullanıcı için mi tasarlıyoruz yoksa cemiyet için mi
?
kullanıcı: kullanmak, cemiyet: kişisel temsil

kullanılmasını umduğumuz şeyleri tasarlayıp cemiyette takılmak için.
 
Saturday, January 03, 2009
  bireyselalgılarımızınDj’liği

İstanbul-Beşiktaş Akaretler yokuşundan (Süleyman Seba caddesi) aşağıya doğru yürürken birşey dikkatimi çekti. Restore edilen Akaretlerin önünden geçerken duyduğum müzik sesi.

Smooth Jazz ve Soul müzik çalıyor, müzik belli bir binaya bağımlı olmaksızın devam ediyordu. Her binada başka bir hoparlör müziğin yol boyunca devamlılığını sağlıyordu.

Alışveriş merkezlerini hatırladım.

Neredeyse hiç farkedilmeyen, ancak dikkat edildiğinde ayırt edilebilecek yükseklikte, eyleme yumuşak bir altlık oluşturan akla, algıya yapışmayan alışveriş merkezi müzikleri...

Bu müzikler asla dinlenmez, ancak uğultuyla karışık bir şekilde sezilebilir. Kapalı mekanları çoğunlukta olan alışveriş merkezlerinde “çalan bir müzik var” demek absürdlüğü açık mekanları olan, ya da tamamiyle açık alanlardan oluşan alışveriş merkezlerinde daha da marjinalleşir...

İzmir.

Yaz.

Kavurucu 13:00 güneşi altında Forum Bornova Alışveriş Merkezi...

Ortalık tenha; çevrede dolaşanlar ya çok sessiz konuşuyorlar ya da ortamın sıcağının ağırlığı onları konuşmaktan bile alıkoyuyor. Tüm bu ağırlığa, kavrukluğa, tenhalığa çok zıt bir şekilde, alışveriş merkezinin hoparlörlerinden çılgınca hareketli latin müzik yükseliyor, müzik duvarlarda ve boş sokaklarda yankılanıyor.

Dans et! Dans et! Latino Time!

Akaretler, açık alışveriş merkezi olarak kurgulandığı için, şehre açılan, ya da şehirden kendisine açılan üç bağlantı noktasının arasında “alışveriş merkezi müziği” çalınması belki normal olabilir. Bu durumu ilginç kılan ise, kentin içinde onun yaşayışının sürekliliğinin eskiden bir parçası olan o yama alanın, artık o parçası olduğu şeyden mümkün olduğunca yabancılaşmaya çalışması ya da kendini komşu olduğu dokudan mümkün olduğunca koparmaya çalışması.

Bu çaba, Akaretler’in sınırlarında kendine göre“diğer” olan ile kurduğu ilişkiler gözlemlenerek ya da sadece kaldırımlara bile bakılarak anlaşılabilecek görünürlükte. Dokunsal, görsel ve kullanımsal net tanımlı çizgilerin yanında, işitsel olarak da ayrışma isteği kendini “başka birşey” olarak konumlandırma hevesinin açık bir göstergesi gibi.

Peki, sokakta müzik çalınması, yürürken dükkanlardan yükselen müzikler duymak yabancısı olduğumuz, yeni tanıştığımız, ya da alışveriş merkezleri ile ortaya çıkmış olan birşey mi?

Hayır.

En basit örnek: İstanbul, İstiklal caddesi.

Yakın geçmişte caddenin müzikleri adı altında albüm bile çıkmıştı. Sadece müzik marketlerden ya da kitapçılardan değil, giyim mağzalarından, kafelerden, sokaktaki müzisyenlerden ve lokantalardan sokağa yayılan müzikler.

Yürüyüş, alışveriş, yemek, aylaklık sıkça değişen, bazen susan, bazen coşan çeşitli müziklerin eşliğinde yaşanır.

Müdavimleri tarafından neredeyse “kusacak derecede” alışılmış müzikleri ve baskın işitsel tekrarları olduğu için İstiklal Caddesi örneğini verdim. ( ıslık kuş sesi ) Yoksa sadece İstiklal Caddesi değil, herhangi bir semtte, herhangi bir sokaktaki benzer amaçlı müzik de örnek olarak verilebilirdi.

Eklemekte fayda var, İstiklal Caddesi örneğinde olduğu gibi eşlikçi sesler sadece albümlerdeki “müzik” olmak durumda değil; sokaktaki seslerin uyumlu uyumsuz üstüste binişleri, tekrarlı tınılar, bağırışlar, konuşmalar...

AkaretlerForumBornovaİstiklalCaddesi

“Hayatın ritmi”, “hayatta bir müzik var” gibi klişe sözlerin, klişeleşmeden önce sahip oldukları kibar anlam çok da yavan olmasa gerek. Müziğin ruh halimizi değiştirebildiği hemen herkes için tadılmış bir deneyim olsa gerek. Naif bir deneyimin yanında onların derinden gelen bu gizli etkisi, koşullandırmalar olarak da işliyor olmalı.

Alışveriş yapma müziği, yemek yeme müziği, sevişme müziği...

AkaretlerForumBornovaİstiklalCaddesi için, çalan müzik ya da duyulan her ne varsa, deneyim mi zenginleştiriyor, koşullandırmaları mı keskinleştiriyor?

Daha kararsız olan, tesadüflere açık, düşük kontrol seviyeli, bulaşmaya olanak veren, farklılıkları bir arada taşıyabilen ya da en azından onları ezmeyen, sınırları belirsiz, heterojen alanlar, sanıyorum ki kentsel işitsel deneyim için en doğurgan olan yerler.

Sıcağın altında Cha Cha ya da pop alt yapısı üzerine, bağlamalı rapli bağırışmalar.

Gerisi bireysel algılarımızın Dj’liğine kalmış.

 
Friday, January 02, 2009
  01.09
 
terste noku!!!

nobonik

  • Le Mort
  • god, doesn't have a stick!
  • 2
  • 1
  • Swine Flue
  • la nature au travail
  • ToSarkisWithLove
  • elÇizimiDiyagram
  • mavi bedri rahmi
  • AssoS
  • nobonal

    tasarımlar ve ürünler
    | mimarlıktasarımgrafikfikir |

    design and products
    | architecturedesigngraphicidea |

    nobonometre

    February 2007 March 2007 April 2007 May 2007 July 2007 August 2007 September 2007 October 2007 November 2007 December 2007 January 2008 February 2008 March 2008 April 2008 May 2008 June 2008 July 2008 August 2008 September 2008 October 2008 November 2008 December 2008 January 2009 February 2009 March 2009 April 2009 May 2009 June 2009 July 2009 August 2009 September 2009 October 2009 November 2009






    facebook

    Copyright (c) 2006 nobon nobonnobon.blogspot.com

    nobonnobon.gmail.com

    Powered by Blogger

    free web stats