nobon
Friday, November 30, 2007
  defter
 
  yeniSanat
 
  &dev&
 
  nobonik


nobonik müzik // seçki

biosphere / in triple time


video
 
  galata
 
Thursday, November 29, 2007
  OL!
 
  OL!!







Bırakın bu şehre HERŞEYİ yapsınlar.

Herkes sıkıldı. Daha yaşanılır bir kent için söylenen tüm “yapma!etme!”ler, sayısı katlanarak artan YAPMA ve ETMEler karşısında anlamsız kaldı.

Enerjimizi boşa harcamaya son verelim. Bu şehir bitti. Nostaljik hevesler ya da kurtuluşa dair ( yine romantik bir özlemin habercisi ) umutlar boş, anlamsız, yalan...

Bırakalım herkes her istediğini, istediği şekilde yapsın.

Ve İstanbul sonsuz hareket özgürlüğü ile dönüşsün, EŞSİZLEŞSİN.

Kentin “YENİDENKURUCULARI”nı rahat bırakın!!!

Biz enerjimizi, daha iplerin kopmadığı yerlere yöneltelim...

Küresel yokoluş çağında enerji tasarrufu; imkansız değil üstelik gerekli!

OL İstanbul OL!!






 
Thursday, November 22, 2007
  !! BA-RT
 
Monday, November 19, 2007
  Hipnoz










"...Sovyetler Birliği ve Çin gibi totaliter rejimler, kendi halklarının tepesine binerek güçlenirken, ABD gibi, Batılı emperyalist ülkeler dünyayı sömürerek ülkelerine servet aktardı. Benim bu kaba açıklamamın ötesinde, kapitalizmin egemenliğini açıklayan çeşit çeşit kuramların sonu yok. Sosyal devletin kurumsallaştığı Avrupa'ya rağmen, doktoruyla, aşçısıyla, ressamıyla, dünyanın dört yanından akın akın gelen her sınıftan insanın ABD'ye yerleşip yaşamayı tercih ettiği gerçeği, yadsınamaz olduğu kadar açıklaması da kolay değil.


Geçen hafta New York metrosuna bindiğimde, tüm diğer yolcular gibi benim de gözüm güzergâhımızı yanıp sönen ışıklarla gösteren tabelaya takıldı ve orada kaldı. Brooklyn'den Manhattan'a yapacağım yolculuk, ışıkların yanıp sönmesiyle, duraktan durağa bir beklenti gerçekleşmesine dönüştü. Durduğumuz her durağın ismi yanında ışık yanıyor, metronun tekrar hareket etmesiyle bir sonraki durağın adı ışıklanıyor, başka bir ışık, sonraki duraklara kaç durak kaldığını, gene yanıp sönen sayılarla belirtiyordu.

Yol boyunca ne kitap okuyabildim, ne âdetim olduğu gibi diğer yolcuları süzüp onların dünyalarında gezindim, ne dinlenmek için gözlerimi kapatabildim, ne de sallana sallana giderken hayatın anlamını ya da eski sevgililerimi düşünebildim. Başkaları gibi benim de gözüm, rotamı gösteren ışıklı tabelada, benliğim, her yeni durağa gelince kendimi bir şey başarmış gibi hissetmemde, hayatımın amacı, ineceğim durağa vasıl olmaya indirgenmişti. Aynı, önceden belirlenmiş seçenekler içinde ilerleyebilen, bir sonra neyi tüketebileceklerinin düşüne hapsolan milyonlarca Amerikalının günlük yaşantısı gibi."


GÜNDÜZ VASSAF


tamamı >>

 
Friday, November 16, 2007
  kurşunküp











"Gelecekte yaşanabilecek bir dünya savaşında nükleer silahların

kesinlikle kullanılacağı ve bu silahların insanlığın süregelen
varlığını tehdit etmekte olduğu gerçeğini göz önüne alarak;
hükümetleri, amaçlarının bir dünya savaşıyla gerçekleşemeyeceğini
farketmeye, bunu alenen onaylamaya ve aralarındaki anlaşmazlıkları
çözümleyecek barışçıl yollar bulmaya çağırıyoruz."


Max Born Percy W. Bridgman Albert Einstein Leopold Infeld Frederic Joliot-Curie
Herman J. Muller Linus Pauling Cecil F. Powell Joseph Rotblat Bertrand Russell Hideki Yukawa









They say “we are in a new era”. New, and quite different…
We always follow behind. But it is not always necessary to learn by going through the same paths or seeing by experience. But we want to walk through the same paths or they tell us to do so!

In an era when everybody says “another energy is possible”, at a time when all the countries with nuclear plants are trying to get rid of them, we still want it, stubbornly…

I want to glow in the dark at night.
Radioactivate me!!

We say “we are in a new era”. New, quite different…

We are, insistingly asking for it, while we are holding the keys of new technologies and of different energy sources in our hands. The thing that we want is not thinking about alternative energy sources, or discovering new ways of energy. What we want is IT !!

Excuse me, but what does your Geiger counter show?

Nobon says:

If these nuclear plants are on the way, then we want to cover them up.

// Pb3 //

If you are going to place them here, then here is the cover that we have designed for you.

So that you can make the plants function with their monumental and imprisoned desperation…

RISK is ENORMOUS!

The technological advances of the atomic bomb has been tested (!!) and proved.

The summary of the proof has been published on atomic manifesto. The questions that had been raised by the proof were answered by Chernobyl.

The Turkish government and the supporters of the nuclear energy must have new questions then.

I do not want anybody to be the answer!


 
Wednesday, November 14, 2007
  Abi kaç aldın sınavdan?


- Abi kaç aldın sınavdan?

- 90

- Oha, hani kötü geçmişti?!

- Kötü geçti oğlum. Ama 4. soruda hoca gidiş yoluma puan vermiş. Sonucu bulamamıştım aslında...

- Hadi ya, ben sonucu bulamayınca komple sildim cevabımı.

- Salak mısın len? O kadar uğraşıyosun, bırak kalsın orda öyle...

- Ama sonra hoca "çok saçmalamışsınız" diyor biliyorsun.

Genel kanının aksine gidiş yoluna puan verilen sınavların en babasıdır hayat. Sınav, tek sorudur ve cevapsızdır. Ancak bir cevabı varmış yanılgısını yaratır. Soruyu anlamadan bir cevap vermeniz beklenir. Üstelik, kağıdı da bir bilene değil size okuturlar, sınav bitmeden hemen önce. Ama cevaplarını değerlendirmekten acizdir insan çoğu zaman.

Cevapsız bir sorunun tek değerlendirmesi gidiş yolundan olabilir, ki hayat söz konusu olduğunda bu bile gereksizdir zaten. Eğer kesin bir cevap yoksa, herşey cevap olabilir. Cevabın varlığı veya cevabın varlığının ihtimali gidiş yolunun olasılıklarını sınırlandırır. Ama cevapsızlık, gidiş yolunun alınan her kararda kırılıp, sonsuz olasılıkta yönlere sapmasına sebep olur. Buzdan ince bir yüzeyin, en ufak bir darbede bir noktadan çatlamaya başlaması ve bu çatlağın darbeyi yapan gücün kontrolünün dışında dallanıp budaklanması gibi... Her gün, her dakika, her saniye, her an... Adımını 3 cm sola atıyor olman, o an popunu değil de kafanı kaşıman, otobüste şıkır şıkır giyinmiş altın gününe giden teyzenin değil de uzun saçlı çoçuğun yanına oturman, öğle yemeğinde şambali tatlısını değil de baklavayı tercih etmen veya şu an babanla konuşmak yerine bu yazıyı okuman bile hayatın yüzeyini ince ince kırıyor sen farkına varmadan. Gidiş yolunun limiti sonsuza giderken, hayatın yüzey alanı çatlakları da sonsuza gidiyor. Fraktal fraktal kırılıyor zaman... Ama sen tek bir cevap araman gerektiğini düşündüğün için, herkesin bildiği ve kitaplarda anlatılan çözüm yoluna takılıp kaldığın için, ayrıca yolun olmayışını yolun sonsuzluğu ile değil yokluğu ile özdeşleştirdiğin için soruyu çözemediğin her an zamanın kırıklarıyla içini kanatıyorsun malesef.

- Evet çocuklar, şimdi bu tür problemleri çözmek için şöyle bi formülümüz var...

- Hocam, bu neden öyle?

- Ya boşver nedenini...

İki nokta arasındaki en kısa yol bir doğrudur. Koordinatlari belirli noktalar için, evet. Peki üstünde olduğumuz noktanın koordinati belirsizken (tamam, biz bildiğimizi sanalım) ve diğer noktanın varlığı bile şüpheliyken (tamam, biz var sanalım) belirli bir doğru veya yol çizmenin imkansızlığını göremiyor muyuz? Bir noktadan sonsuz doğru geçebiliyor oysa ki... İnatla bir varış noktası ve ona giden en kısa yolu arayış neden? Yolun bütününün bir cevap olabileceği ve sonsuz seçenekli bir yolda ilerliyor olabileceğimiz gerçeği korkutucu mu bu kadar?

Sabahları belediye otobüsüne binme hissini veriyor bazen hayat, sıkışık, havasız ve bulantılı. Herkes aynı yere ulaşmak için aynı çelik yığının içine doluşmuş. Sıkış tepiş bedenler... Bir başkasının akciğerinden 3 saniye önce çıkan hava senin bedenine giriyor şimdi burun deliklerinden. Yandaki adamın sabah karısına ettiği ağız dolusu küfür havasını az önce alveollerine hapsettin sen. Koca popolu teyzenin uzun öksürüğü eline yapıştı. Yanında dikilen adamın ter kokusu saçlarında geziyor. Bazen yer oluyor, oturuyorsun. Mutlu oluyorsun. Bazı zamanlar buğu yapıyor hayat, camdan bakınca gölgelerden başka bir şey göremiyorsun. Ama tesadüfen yanında oturan kişinin camdaki buğuyu eliyle sildiği oluyor. Dalga dalga oluyor cam, ama görüntü biraz netleşiyor. Mutlu oluyorsun.

Herkes o yere varmak için başkalarının tasarladığı yollarda giden, başkalarının numaralandırıp yola koyduğu o otobüste gidiyor senin yaptığın gibi. Yürüsen de olur ama geç kalırsın. Bisiklete bineyim desen doğru düzgün yol yok, karşıdan gelen arabadan kaçmak için gidonu kırıverirsin, kaldırıma çakılırsın. Arabaya bineyim, taksiye bineyim desen benzini dert, kullanması dert, masrafı dert... En iyisi şu otobüse bineyim dersin. Nasılsa öyle ya da böyle varıyor o yere. Hem bazen oturabiliyorsun ya da elinin tersiyle camı silen, hayatında ilk kez ve belki de son kez gördüğün adamlara denk gelebiliyorsun. Ama her sabah aynı sıkıntı, aynı sıkışıklık, aynı bulantı...

Otobüse binmeyim, başka yollar bulayım diyorsun. Ama zaten bulduğun yollar başkaları tarafından önceden yapılmış yollar oluyor hep. Yollarda trafik işaretleri görüyorsun:


Hız limiti 50 km/saat, dikkat et ceza yersin!


Sollama yapma, aman diim yamulursun!


Kırmızıda dur, sarıda hazırlan, yeşilde geç geçebilirsen!


Kaygan yol, aman ayağını kaydırırlar!


Vitesi küçült, hırs yapma!




Başkalarının çizdiği ulaşım planlarında, başkalarının koyduğu kurallarda, başkalarının yasakları ve izinleriyle gittiğin ya da gittiğini sandığın bir yol hayat çoğu zaman.

Kendi yolunu çizsen, eşeğine ters binsen ya da kaykay yapsan, belki herkesin varmak için kastığı o belirsiz noktaya yine ulaşamazsın, ama gidiş yolundan puan alırsın kesin. Notunu da kendin verirsin üstelik...

- Hocam, gidiş yoluna puan verseydiniz bari be?!

 
Sunday, November 11, 2007
  y*045//56//Upp




 
Friday, November 09, 2007
  yol-suz-luk




Yönsüzlük hissiyle, adına zaman dediğimiz bu doğrusal sahte bölümlemede; yürüdüğümüz bir yol değil, olsa olsa bir yürüme bandı olabilir. Kendimizi bıraktığımız bir sürüklenme hali bu. Aslında zamansal doğrusallık çoktan içimizde kırılmış durumda, ara ara farkına varıyoruz bunun. Biliyoruz, çünkü zaman zaman hepimiz biraz geçmişin anıları ve gelecek umut/planları ile bugünü yaşıyoruz.

Eşzamanlılık her yerde.

Ama yine de yolsuzuz. Nasıl yol olmayan yerlerde kendiliğinden yollar bulunuyorsa, herkes kendi yolunda gitmeye çalıştığı için yolsuzluk yapıyorsa, bu durumda bizi kim suçlayabilir? Yol-suz-luğun çözümünü yolsuzlukta bulanların arasında, ara zamansal eylemsizliliğimiz bir günah sayılamaz.

Yürüyorum. Tökezleyerek ama düşmeden. Çukurlardan atlayışımı görseydi Orhan Veli gururlanırdı.

Sabah sabah, gelememezlik ve gidememezliklerin içine sıkışmış bir trafik karşısında, insanın yolsuzluk yapası geliyor.
Hava taksisi hizmeti hala çok pahalı.


 
Wednesday, November 07, 2007
  yaptim oldu deneyleri 2: Dili Yolum-luyoruz



- Sera domatesliğinden salçalığa doğru giden hayat yolu acılarla dolu

- Kazanınız kombiyle, kazandibiniz tombiyle değiştirilir

- Köşk türbana alıştı, mayo ve rastaya da alışacak

- Kırgın kumlardan, serin surlara...

- Küreğinin gömüldüğü yere git

- I-Dede

- I-yaptım oldu

- Su-I-gırı



 
Tuesday, November 06, 2007
  yaptım oldu deneyleri 1



 
  A - k - M


Acaba Kaldırsak Mı ??




AKM KURTULDU





 
  Vitrin





















Kafasızlık / Bedensizlik

Kafanın varlığı, bedensizliği utanç verici kılıyor.

Beden ise çoğu kez kafasızlığının farkında bile olmuyor.


 
  Dur!Aksama!

14.

"Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamaca tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir, o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur"

26.

"Sayısız sığınak vardır, ancak kurtuluş yolu tektir; ama kurtuluş olasılıkları yine de sığınaklar kadar çoktur.

Bir hedef var, ama yol yok, bizim yol dediğimiz şey bir duraksamadır."


KAFKA, Aforizmalar
 
Friday, November 02, 2007
  11.07
 
terste noku!!!

nobonik

  • Le Mort
  • god, doesn't have a stick!
  • 2
  • 1
  • Swine Flue
  • la nature au travail
  • ToSarkisWithLove
  • elÇizimiDiyagram
  • mavi bedri rahmi
  • AssoS
  • nobonal

    tasarımlar ve ürünler
    | mimarlıktasarımgrafikfikir |

    design and products
    | architecturedesigngraphicidea |

    nobonometre

    February 2007 March 2007 April 2007 May 2007 July 2007 August 2007 September 2007 October 2007 November 2007 December 2007 January 2008 February 2008 March 2008 April 2008 May 2008 June 2008 July 2008 August 2008 September 2008 October 2008 November 2008 December 2008 January 2009 February 2009 March 2009 April 2009 May 2009 June 2009 July 2009 August 2009 September 2009 October 2009 November 2009






    facebook

    Copyright (c) 2006 nobon nobonnobon.blogspot.com

    nobonnobon.gmail.com

    Powered by Blogger

    free web stats