nobon
Friday, October 26, 2007
  Bold Alinti
[...]Belli sınırlar içinde çalınan bir sazın imkanlarını deniyorsunuz . Yeni bir şey yaratmak için, mevcut kalıpları da bozmanız gerek ?Bozmak değil aslında.Tarihten aldıkları birikimle ayakta duran insanların içinden çıkıp, karşılarına geçip onları görmek meselesi. Kendin gibi olursan onları görebilirsin. Ben ona çalıştım. Her insan kendine göre algılar. Her insanın işine bakışı kendine göre değişir. Tecrübe edilmemiş şeylerle dolu bir hayat yaşamak gerekir, kaderi değiştirmek için. Ezberledikçe kendini tüketmeye başladığını hissettiğin anlar olur [...]

devami icin
 
Saturday, October 20, 2007
  "hareket"
EYLEM / 2 /vermilion

bakalım sonu nereye varacak

The Futurist Manifesto ,F. T. Marinetti
 
  pistola

video

emre gündoğdu'nun nobon kuzularını kullanarak, bir proje sunumu için hazırladığı video.

bir de böyle bir yer varmış...hepimizi oraya davet etti.

 
Thursday, October 18, 2007
  bostancı sahilinde yeni hayat
video
 
  ni-çin

 
  ankara'nın hali
Ankara AKM’nin yeni yüzünü gördünüz mü?
Daha önce bazı yazılarımda (
naikolotojinomilokizm ) bahsettiğim gibi “yeni-gelenekselcilik” geldi, şimdi, burda. Ama hala adı konulmamış gibi görünüyor.







Herkes sessiz; tartışma başlamış değil. Belki Türk kültürüne ait olduğuna karar verilen bazı biçimsel unsurlarla tasarlanan bu binalar, içindeki bu atfedilmiş köken nedeniyle henüz tepki doğurmuyorlar.

Herkesin mimarlığı tartışmasını zaten beklemiyorum. “İşveren-izin veren-tasarlayan-inşaa eden” arasındaki ilişkilerin bu halde yürüdüğü bir yerde, mimarlığın konusu olanların bu konuya kayıtsız kalmaları, bence gayet normal.

Birileri geliyor, bazı mimari elemanları seçip bunlarla tarihsel göndermeler yaptıklarını iddaa ettikleri bir mimarlık kurgulayıp, hem geçmişi, hem bugünü, hem de yarını “eğiyorlar”. Bu "eğme", aslında sonsuz ihtimaller içinde seçilebilecek yollardan biri. Herhangi bir diğer yol kadar haklı ve var olma hakkına sahip. Ama tartışılmalı ve konuşulmalı.

Yeni açılımlara, bambaşka yaratıcılıklara açılacak bir kapı olabilecek imkanların ortasında, kendini "yeniden oluşturulmuş tarihsel referanslar"a tutsak etmek niye?


Gücü elinde tutan( olumlu ve olumsuz her türlü çağrışımı ile ) , kendi mimarlığını, kendi yaşayışını, kendi dilini de bugüne yerleştiriyor, hakim kılıyor. Bu da aslında çok doğal. Düşünsel ve ideolojik bağlamda, İstanbul Taksim AKM’yi hangi görüş ne amaçla yaptırdıysa, Ankara AKM’nin yeni yüzünü kurgulayanlar da kendi görüş ve amaçları doğrultusunda bu mimarlığı talep ediyor ve uygulatıyorlar. Her ikisi de haklı ve güç ellerinde olduğu sürece her istediklerini yapmakta eşit hakka sahipler. Esas, tartışılması gereken, bu iki ayrı görüşün ( ve onların üstünden tüm farklı diğer görüşlerin ) karşı karşıya geldikleri bu zaman aralığında şimdi ve gelecek için ne ifade ettikleri, şimdiyi ve geleceği nasıl eğdikleri. Bu karşılaşma ve etkileşim süresince konuşulacak ve üretilecek olanlar, o görüşlerin, bu zamana ve bu zamanın vaad ettiklerine ne kadar karışabileceğini belirleyecek.

Herşey ortada aslında.
Kral çıplak diye bas bas bağırmanın çoktan zamanı geldi.

Ama bağırırken kralı göstermekten yerine bağıranların kendilerine bakıp neden kralı çıplak ya da giyinik gördüklerini anlamaları gerekiyor.



 
Monday, October 15, 2007
  +yeni dönem



A
lışveriş Kültürümüzün Mayasıdır









 
Wednesday, October 10, 2007
  zaman||mekan-sal kutular | 1 |


Biletim elimde, kutuya iyice yerleştim, artık zaman-mekansal dönüşümün onaylı başlangıcı için muavini bekliyorum.

Gece yolculukları; mekansal bulanıklık yaratan şeyler... Sallantı, geçen arabalar, değişen yoğunluktaki ışıklar, geçip giden yolkenarı işaretleri...Hepsi bir hareketi anlatıyorlar ama bu dev ekran izlenimi veren pencerelerin ardında kalan imgelerin gerçekliğinden nasıl emin olabilirim ki? Belki tüm bu pencerelerden görünenler birer yanılsama, ve dışarda bindiğim kutuyu sallayanlar var.
Ne prodüksiyon ama !

Çok zorlamayayım.
İçinden geçtiğim coğrafyalara dair farklı bir aidiyetlik kataloğu oluşturuyorum zaman-mekansal kutu içinde geçen bir gece yolculuğu sırasında. Aydınlıkta hiç görülmemiş bir yerden geçerken, gecenin karanlığında sıra sıra dizilmiş florasan lamba direklerinin bir at yetiştirme çiftliğinin arazi sınırlarını belirlediğini nerden bilebilirim ki; eğer giriş tabelasını o karanlıkta gözden kaçırmışsam ya da uzakta görülen, bir yerleşim yerini çağrıştıran o ışıklarla yol arasında kalan koyu karanlığın göl mü yoksa tarla mı olduğunu?
Aklıma bin tane gerip şey geliyor: yeryüzü üstünde bir kara delik, girilmesi yasak özel bir araştırma alanı, birilerine bırakılan ışıklı bir işaret...

Yol uzundur, kutunun içi de sıcak ya da soğuk, ya da çok sıcak ya da çok soğuk. Bir şekilde başka bir algısal zorunluluğun kapıları böylece açılır. İç mekanla kurulan zoraki/ zor ilişkiler...
Şu klimayı biraz açar/kapatır-mısınız?

Kutu tam bir görecelilik teoremi ispatıdır. ( basit bir anlamda )

Yol uzun/kısa gelir...
İçerisi çok sıcaktır/soğuktur...
Film güzeldir/çirkindir...
Kahve soğuktur/sıcaktır...


Yolculuk adı verilen, bir bireysel simulasyonlar dizgisi.
Bayan yani olsun mu?






Fikir saçıyoruz:

Ayak masajı yapan, ayak koyma uzantıları
Mikro klimatik hava perdeleri ve ısı ayarlı koltuklar
Optimum yataylıkta, vücudun maksimum yatma konumuna gelmesine imkan veren, dolgunluğu değişebilen, vibrasyon ve sallantı azaltıcılı koltuklar
Herkese kulaklık yerine, simülasyon gözlükleri > fiziksel mekandan koparak, algını görsel ve duyusal girdilerle bozup, yol boyunca, deniz kıyısında bir kitabı okumak, bir oyuna dahil olmak, arkadaşlarınla yolculuk sırasında buluşmak...
Ve daha fazlası...

Son nokta >> herhangi bir yere gitmeye gerek kalmadan, bir ara simulasyon ortamında ordaymış gibi bulunmak << zaman/mekansal kutu olarak, istenirse yolculuğun kendisini de simüle edebilen bir simulatör hayal mi gerçek mi?

Belki yakın zaman için gerçekleşmeyecekmiş gibi görünen birşey bu. Yakınlığın uzaklığı ise belirsiz tabi ki. Belki de en güzeli şöyle demek; üç vakte kadar olabilecekmiş gibi görünüyor.

Peki bu kutuların bağlandıkları istasyonlarda neler oluyor?
Molalar; yarı uyanık geçirilen o uykulu tıkınma, boşaltım ve esneme anları...Sürrealist çağrışımlara açık olunan zamanlar, ya da garip bir şekilde, başlıbaşına sürreal olarak kurgulanmış anlar...
Büyük simulasyonların parçaları:

İzmir/İstanbul arası : mola sırasında, tuvalette bangır bangır küba müziği çalıyordu. Müziğe katılmak isteyen yolcular coşkulu osuruklarla soloya çıkıyorlardı.
Bu filmi nerde görmüştüm?
Bnuel!! Sen mi geldin?

 
  zaman||mekan-sal kutular

 
Monday, October 08, 2007
  rüya | 01



 
Saturday, October 06, 2007
  | başlıklar | 2 |
*gözlerle görmek: beyinsiz bakma sanatı > oluşan görüntü mü gerçek, yoksa gerçek bir görüntü mü?
to see through eyes: the art of looking without the brain > is the image the reality, or is the reality the image?

*bu binalar beş para etmez; şu içine giren çıkan insanlar olmasa > söz dizimlerinin mekan kurgusuna etkileri; dile ait kurguların mekansallaşması mümkün mü ?
these buildings would not worth a cent, without the people who are coming and going out > the effects of word arrangement on construction of space; is it possible for the linguistic construction to become spatial?



 
Friday, October 05, 2007
  | başlıklar |



*mimari tasarımda geniş katılımcılığın imkansızlığı


* -bir -iki -üç ,köprü! ve geçtikten sonraki tüm ayılar: "bir inşaa etme süreci ilişkileri çözümlemesi..."
 
  ne-dir?



nobon’un ne olduğunu anlayan var mı?
Yoksa nobon kendini mi anlatmalı?

Ne, ne olduğunu anlamaya gerek var, ne de nobon’un kendini anlatmaya niyeti.
Sözle tanımlandığında hep farklılaşan anlamlardan çektik bugüne kadar, ne çektiysek.

Anlamak için yaptıklarımıza bakmak gerek; kimseden dinlemeden, söze dökülmeyen bir karşılaşma ürünü olmalı bu anlama.

Yaptıklarımız ortada.
Bu yüzden nobon bazen birçok şey, bazen de hiçbir şey demek.
Kendini, kendi yaratan, kendi yok eden, kişilerin kustuğu birşeyler işte.

Soru varsa da cevap yok, çünkü; önce de dediğimiz gibi, gerçekten sorduğunda artık soruya gerek kalmayacak.



Hep demişimdir zaten: Masa ve Sandalyeler başka işlere yaramalı. Renkleri ne olursa olsun...



Is there anyone who has understood what nobon means?
Or should nobon tell what it is about?

Neither it is necessary to explain what it is, nor nobon is eager to tell about itself.
Up to now we all have suffered enough from the meanings that have evolved into something else after being described with words.

To understand, our work should be seen.
This understanding should be free from others’ explainations.
It must be an understanding that is a product of an interaction free from words.

Here is what we have done…
That’s why nobon is sometimes many things, and sometimes it is nothing.
Just a few things… self-creating, self-destructing, and vomited stuff.

There is a question.
There is no answer, though.
Because, as we have said before, when you really and truly ask, there will be no need for the question.



Like I always say : Tables and Chairs have to function as something else, whatever their colors are...

 
  10.07

 
terste noku!!!

nobonik

  • Le Mort
  • god, doesn't have a stick!
  • 2
  • 1
  • Swine Flue
  • la nature au travail
  • ToSarkisWithLove
  • elÇizimiDiyagram
  • mavi bedri rahmi
  • AssoS
  • nobonal

    tasarımlar ve ürünler
    | mimarlıktasarımgrafikfikir |

    design and products
    | architecturedesigngraphicidea |

    nobonometre

    February 2007 March 2007 April 2007 May 2007 July 2007 August 2007 September 2007 October 2007 November 2007 December 2007 January 2008 February 2008 March 2008 April 2008 May 2008 June 2008 July 2008 August 2008 September 2008 October 2008 November 2008 December 2008 January 2009 February 2009 March 2009 April 2009 May 2009 June 2009 July 2009 August 2009 September 2009 October 2009 November 2009






    facebook

    Copyright (c) 2006 nobon nobonnobon.blogspot.com

    nobonnobon.gmail.com

    Powered by Blogger

    free web stats