nobon
Sunday, September 16, 2007
  soğuk kahve

Herşey kelek.

Mis kokulu, güzel görünen ne varsa, alıp eve gelip içine baktığımızda kelek çıkıyor. Sanki daha önce hiç içi dışı bir, mis kokulu, sulu, tatlı halleri olmamış gibi; sanki herşey daha önce de hep kelekmiş gibi.

Olgunluk dereceleri, hep bir kaşılaştırmayı içerir. Neye göre daha çok, az, iyi, kötü. Fazla sulanmış rakı, kıvamında bir dubleye göre daha kötüdür. Ama dublenin kıvamını da bir el ayarlıyorsa, bu olgunluk derecesi o elin, en son kaç gün önce rakı içtiği ile, öğlen ne yediği ile, sabah kiminle kavga ettiği ile yakından ilişkili değil mi?

Bu durumda, keleği seçen de, onu yetiştiren ve satan kadar sorumlu değil mi mutfak tezgahı önünde yaşanan bu “ a a kelek çıktı bu ” feryadından.

Alışveriş merkezleri, yeni mimarlıklar, sosyal projeler, sanat projeleri, yerleştirmeler, özel kurumlara bağlı müzeler, avrupa başkentlilik ( bkz: türkiyelilik), zaha, ay nov vat yu did lest samır, sen, sabah kadın programları, akm yıkılaca mı?, küresel ısınma, düşük emisyonlu yöntemle üretilmiş prezervatif...

Gerçek bir keleği yemesi keyiflidir. Ama kelek bir kelek hiç çekilmez!

Everything is unripe.

Whatever that seems to be attractive and smell nice is found to be unripe, when we have look at it after taking it home.
As if it had never been genuine...
As if it had never been juicy and tasty...
As if everything had always been unripe...

The level of maturity always contains a level of comparison which states relativity: more, less, better, worse... One single shot of too much diluted Raki is worse than a double shot that is at its best. However, if the taste of the double shot is conditioned by a hand, then isn’t the level of maturity closely related to how many days ago the owner of that hand had Raki, or what he/she had for lunch, or with whom he/she had an argument in the morning?

In that case, when the scream of “f*ck, this is unripe!” comes out from the kitchen, isn’t the person, who has chosen the unripe stuff, as responsible as the one who has produced and sold it?

Malls, new architectural stuff, social projects, emplacements, museums owned by private enterprises, being the European capital (also see: being from Turkey), zaha, ay nov vat yu did lest samır (i know what you did last summer), you, tv shows for women in the morning, “is AKM gonna be unbuilt?”, global warming, a new condom produced by low emission methods...

It is enjoyable to eat a real-unripe-melon, but an unripe-unripe-melon is hard to stand!

 
  moda

 
  şakacı ayak


çelme!

 
Sunday, September 09, 2007
  Türkiye'de mimar var mı?
Türkçemiz'i bu kadar güzel kullandığı için ve bu mühim sorun açısından "Türkiye'yi ve mimarları" aydınlattığı için Perihan Maden' e teşekkür ederiz.

Bulanık anlatımına, üslubuna ve yerinde eleştirlerine; yazısında kullandığı grafik arayışına da..

Okuması, anlaması, sonrasında yaşanan şoku da atlatması bir o kadar zor olan bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Düşünce özgürlüğüne karşı değilim.

Ben sadece mimar olmaya çalışıyorum.
 
Friday, September 07, 2007
  ikiz, üçüz, beşiz... çokuz



Sanat ortamları ( partiler, sunuşlar, toplantılar vs. ) nerde olurlarsa olsunlar, uluslararası bir benzerlik gösteriyorlar (mekansal, insansal, kurgusal). Bu iç ürperten biçimsel benzeşme, akla bin tane soruyu getiriyor.

Bu durumda sanat nerede, sanat neden besleniyor ya da neyi besliyor, semirtiyor ve yiyor. (Hansel ve Gratel'deki kötü cadı)

Tipler, sesler, renkler, işler benzerken, sanat dediğimiz şey ne oluyor?

Ordan oraya pazarlanan birşey olduğu için mi bu benzerlik, yoksa içinden çıktıkları ortamlar o kadar benzer ki eserler, sunuş biçimleri, ortamlar da mı benzeşiyor?

Yoksa zaman bu ve sanat zamanın damarlarından! mı besleniyor?

Daha da inceltilebilir bu laflar.

Ama yine de benziyor işte.

Herşey heryerde aynı.
 
Saturday, September 01, 2007
  kim


Konulu sayıları kim okur?
Yazılar yazıldıkça, işler yayınlandıkça, eğer çaba zorlama olmadan gerçekleşiyorsa bu sorular anlamsız kalıyor. Ama insan yine de merak ediyor işte; yoksa yazdıklarımız, yaptıklarımız sadece akıldakini kendine anlatmaya mı yarıyor? Cevabı biliyorum.

 
  09.07



 
terste noku!!!

nobonik

  • Le Mort
  • god, doesn't have a stick!
  • 2
  • 1
  • Swine Flue
  • la nature au travail
  • ToSarkisWithLove
  • elÇizimiDiyagram
  • mavi bedri rahmi
  • AssoS
  • nobonal

    tasarımlar ve ürünler
    | mimarlıktasarımgrafikfikir |

    design and products
    | architecturedesigngraphicidea |

    nobonometre

    February 2007 March 2007 April 2007 May 2007 July 2007 August 2007 September 2007 October 2007 November 2007 December 2007 January 2008 February 2008 March 2008 April 2008 May 2008 June 2008 July 2008 August 2008 September 2008 October 2008 November 2008 December 2008 January 2009 February 2009 March 2009 April 2009 May 2009 June 2009 July 2009 August 2009 September 2009 October 2009 November 2009






    facebook

    Copyright (c) 2006 nobon nobonnobon.blogspot.com

    nobonnobon.gmail.com

    Powered by Blogger

    free web stats