nobon
Friday, July 10, 2009
  süper-(k)(e*ko)....... [ *k=g {yerine göre} ]
"
...eğer bir yerde sevmek diye birşey varsa,
karşılaştığımızda hatırlamalı;
' o ' içimizde değil.

' biz ' içinde..."
 
Wednesday, July 08, 2009
  platform
Nişantaşı'nda, tadilat halindeki kafenin, tadilat nedeni ile kullanılmayan ahşap platformunun keyfini çıkartan apartman görevlisi ve misafirleri...

Kent: Tüketimin dinamikleri ( alışveriş, yeme-içme) etkisinde baskın olarak tanımlandığı ve apartmanların ön alanlarının güvenlik sebebiyle ya da sadece sahiplik ilişkileriyle genişlediği yerlerde, sokakta sadece durmak neredeyse imkansız.

Sosyal sınıflar üstü "ne oldu hemşehrim" sorusu, hizmet verenlerin hizmet alanlardan aldıkları güçle hizmet almak istemeyenlere, sadece durmak, geçmek, -olmak- isteyenlere yönelttikleri -her koşulda işleyen, iletişim tipleri üstü- bir üst soru.


Kaldırım kenarına, duvar üzerine, giriş eşiğine oturma eylemlerinin sadece "kabul edilmemişler-dışlanmışlar ya da diğerleri" tarafından gerçekleştirilebileceği gibi bir kanının akıllarında sağlam bir yer tuttuğu semtliler şaşkın-tedirgin.


Eylemlerimizin, zihinlerimizdeki sürekli açık - sessiz otokontrol merkezinden rahatça ve uzaktan biçimlendirilebilirliği, itiraf etmesek ya da farkında olmasak da "apaçık" ortada iken, semtlilerin korkularının çok da büyümesine de zaten gerek yok.


Tam da bu sırada, tanıdık biri, sandalyesini dışarı çıkartıp muhabbete başlıyor ya da eşiğe gazete serip yıkanmış taze meyveleri kütürdetmeye başlıyor. Tatlı doğal; bir sayfiye hayatı.

Semtli "tekrar" karşılaşmanın şaşkınlığını yaşarken bir tanıdıklık da hissediyor.
Bu oturan, minik sıska kanişi gezdiren, dev cüsseli göbekli, apartman görevlisi değil mi?


Biraz aşağıda, Beşiktaş'ta, Maçka sırtlarında insanlar parklarda, kaldırım kenarlarında, kapı önlerinde, çayla meyve ile bira ile...

Kimse şaşırmıyor.


Ben bizim yazlığı hatırlıyorum.
Bir iki "eskiler" Ankara Mini-Bar diyor.

Lafı yapıştırıyorum.

İzmire tatile gelen Ankara'lılar bizim oradaki duvar üstü sohbetlerinden öğrendiler bunu.

Kaos.
Konu dağılıyor...
Boom!
 
Monday, July 06, 2009
  ...unite!
şimdi beraber hareket etme zamanı.

herhangi bir işin daha iyi olma ihtimalinin, ben yaptım sen yaptın taraf edinmeleri yüzünden ortadan kalkmasından sıkıldık.

birbirimizden tamamlayabileceğimiz eksiklerimizi, kendi kendimize tamamlamak zorunda hissetmekten, ya da zorunda bırakılmaktan dolayı eyleme geçememekten, hep birşeyler için biraz eksik kalmaktan bıktık.

sadece tanışmak ya da biribirimizle hiç tanışmıyorken bile bir iki kelime etmek için hep bir neden aramamız yüzünden kim bilir kaç tesadüfü bile bile, kibirle, daha var olmadan yok ettik.

beraber yapabileceğimiz, birbirimize destek olabileceğimiz, birimizi taşırken diğerimizi de sürükleyecek; zorlukları, keyifleri, eğlenceleri, projeleri konuşmak için...

...birleşin!

bunlar

Yaratıcı

zor zamanlar

now, it's time to act together

we are bored of the situation which comes appear out of our manners; because of taking sides for saying that " I've done it! you've done it!" and makes the possibilities vanish which might improve the processes and the products of our acts.

we had enough of the feeling which obligates us to provide our needs by ourselves rather than asking help of others and because of these being stuck in to no-action.

how many coincidences did we destroy with arrogance even though they not came in to being yet, with the need of a reason which makes us know eachother or while not knowing, only makes us to speak to eachother.

for the things that we can achieve together, for the things that we can support to eachother, for speaking about the difficulties, fun, projects which might pull the others while carrying one of us to the success.

...unite!
these are

Creative

difficult times.

 
  nobon.net
nobon.net yayında
nobon.net is online
 
  izmir
 
  j'aime événements occasionnels




 
  07.09
 
Tuesday, June 23, 2009
  diğerleri için yürümek
rüzgar yine durdu. bilmeyenler için; ülkenin, dünyanın diğer güzide yerlerindeki güzel insanlara; buranın görüntüyü buğulaştıcı hipnotikliğinden uzak, kendi bulundukları yerlerin, buğulaştırıcı hipnotikliğinden buralara bakarak uzaklaşmaya çalışanlara duyrulur. istanbul, sıcak ve esmiyor.

akşamla beraber çöken bir durgunluk bu, gündüzleri böyle olmuyor.

iki gündür okuduğum bir kitaptan alıntılar yayınlıyorum. gezmek ve kaybolmakla ilgili. yersiz olmak, yersizliğe kaçmak, kaybolmak, seyahat etmekle ilgili iletiler. göçebelerden yola çıkarak temellendirilen bir kitap. "yürümeuzlamı" olarak çevrilebilir.

fiziksel mekanın biçimlendiriciliğine, bedensel varoluşumuzun düşüncelerimize ne kadar hakim olduğuna işaret ediyor okuduklarım. öyle ki insan ister istemez, fiziksel mekandaki kayboluşun zihinde yarattığı yurtsuzluk, güvencesizlik, bilinmezlik hissine odaklanıyor. ya da tüm bunlara baktığı yere göre, imkanların sonsuzluğuna, ihtimallerin bilinmezliğine...umutlu ya da umutsuz ya da ikisinin ne ortasında ne de dışında her ikisine de bulaşık bir ruh haline.

fiziksel mekanda kaybolmak, yolunu kaybetmek; mücadele ( ki mücadele ediş ya bildik yere varmak için ya da kendi bildiği ortamı kaybolduğu alanda yaratabilmek için veriliyormuş gibi algılanır çoğu zaman, ama mücadele bir oluş olarak ele alındığında, önkabullü didişme dayanaklarından bağımsız, bir garip boşluk olarak kavrandığında ); akılda, yolunu, amacını, inancını, kendini, diğerini, bir nesneyi, ya da siz adına ne derseniz deyin; arayan için de benzer.

akıldaki yolculuklar, geziler, bilgeliğe ulaştırabilir anlamı buradan yakalanabilir.

ama yakalanan tabi ki sadece dilde kurulan bir bağlantıdır. yaşanana kadar yazılanlar, birbirimizi benzer bağlamlarında doğrulanmaktan ya da yanlışlanmaktan başka işe yaramayacaktır. çünkü akılda gezgin olmak, bedensel gezginden farklı olarak ne yazık ki, ortamı kökten değiştirmez. kişi kendine, kendi kendine, kendinin o anda hangi yanındaysa, diğer(ler)ine sezdirmeden ortamlar kurar.

e tabi şu da var. bedensel olarak mekan değiştirmek, aklın kendi içinden çıkmasını, içine düştüğü dert ettiği ya da sıkıntı duyduğu kısırdöngüleri aşmasını doğrudan sağlamaz. kaç kere, gidip de gelemedi, gelip de gidemedi akıllarımız, bu da yazının kendi iç çelişkisi olsun.

çok korkup paranoyak olmanın alemi yok, zaten öyle olmadığımız mechul iken, bunun doğrulamasını yapmanın da anlamı yok.

akılda yolda olmak, kaybolmak, varmış olmanın korkunçluğunun anlık anlaşılmasından daha dehşet verici değil.

daha yorucu belki evet.
ama herakleitos, sürekliliğin yoruculuğundan, gerçek dinlenmenin ise değişimden geçtiğinden bahsediyor.

yolla dinlenmek, kilometrelerce, düşüncelerce dinlenmek...


neyse, korkunun da zaten ecele faydası yok.

aklın dağınıklığının içinden, dağınıklığın bir olumsuzlanmış hal olarak değil, bir varoluş durumu olarak ele alınmasıyla, kendimizi ve içinde var olduğumuz çevremizi sezmeye çalışırsak, kesin biçimsel ya da izleksel örüntülerimizin kısırlığının, buğulanmışlığının farkına varabiliriz.

kendimizin ve başkalarının.

başkalarından ve kendimden biriktirdiğimce söylüyorum, yani bence.



ünlü bir atasözünde de dedikleri gibi:
herkesin tuttuğu kendine.
 
  çok gezen mi bilir çok okuyan mı? çok gezen. neden? şundan dolayı:

journey, experience, danger, path


behind the voyage there is often a desire for existential change. travel is atonement for a sin, initiation, cultural growth, experince: "The Indo-European root of the word "experince" is per, which has been interpreted as "to attempt", "to test", "to risk", connotations that survive in the word "peril". the oldest connotations of trial of per appear in the Latin terms for experince: experior, experimentum. this conception of experince as a test, as a passage through a form of action that measures the true dimensions and nature of the person or the object that undergoes it, also describes the most ancient conception of the effects of the voyage on the traveler. many of the secondary meanings of per explicitly refer to motion: "to cross a space", "to reach a goal", "to go outside". the implication of risk present in "peri" is evident in the gothic kin of per ( in which the P becomes F): ferm, fare, fear, ferry. one of the german words for experience, Erfahrung, comes from old German, irfaran: "to travel", to go out, to cross or to wander. the deeply rooted idea that the voyage is an experince that tests and perfects the character of the traveler is clear in the German adjective bewandert, which today means "wise", "expert" or "versed", but which originally ( in the texts of the 15th century) simply was applied to someone who had "traveled much".

Erich J. Leed, The mind of the traveler. from gilgamesh to global tourism. basic books, new york, 1991

 
  hoş_bulduk!!
 
Monday, June 22, 2009
  "kaybolmak" !!!!çok önemli!!!!

getting lost means between us and space there is not only a relationship of dominion, of control on the part of the subject but also the possibility that space can dominate us. there are moments in life in which we learn how to learn from the space around us.[...] we are no longer capable of giving a value, a meaning to the possibility of getting lost. to change place, to come to terms with different worlds, to be forced to continuously recreate our points of reference, is regenerating at a psychic level, but today no one would recommend such an experience. in primitive cultures, on the other hand, if someone never gets lost he never grows up. and this done in the desert, the forest, places that are a sort of machine through which to attain other states of consciousness.

franco la cecla, perdersi, I'uomo senza ambiente, Laterza, Bari, 1988

 
  #one#
 
Saturday, June 20, 2009
  An Ordinary Action11
 
Tuesday, June 16, 2009
  T ; D ª (maket)


T ; D ª mock up
 
Monday, June 15, 2009
  mekan yapıcı

spacemaker
 
  ıslak oda

wet room
 
  ce qui est laissé plus d'après un connaisseur… pour maintenant
 
  kültür merkezi: antalya
antalya için bir kültür merkezi önerimiz
our different type of proposal for a culture centre in antalya

 
  nedir?
çırağan
what is?
 
Sunday, June 14, 2009
  T ; D ª

T ; D ª : Tasarıma Dair .

yakında ( coming soon )


T ; D ª : About Design .
 
Friday, June 12, 2009
  dün gece
ağaç.
a) ağacın sahip olduğu kendine içkin özüne dair özellikleri ile karşılaşmamız ve onlardan bazılarını algılamamız ile mi onunla bir ilişki kuruyoruz (ki bu yüzden, ağaç denilen şey herkes ve herşey için başka şekillerde algılanabiliyor ama yine de bir şekilde algı hep benzer)...

b) ağaç ile kurulan ilişkide ortaya çıkan, herkes ve herşey için başka biçimlerde olabilen algıların toplamına bakıp mı ağacın özüne dair özellikleri vardır diyerek bu bağlamsal yapıyı dilde mi kuruyoruz. ( benim oyum buna)

kişisel olarak, dilde tariflediğimiz ruh, öz, gerçekliğin kendi gibi kavramların, onları temellendirirken bizler tarafından, bir şekilde kaçınılmaya çalışılan, ama her seferinde tarifsel bir yapıya mahkum edildiklerini düşünüyorum.

aklımdaki tarifsiz ( ki tarifsizlik de bir tarif aslında, tarifli olmaya karşıt olarak anlamlanabiliyor, yani tarifsiz olandan bahsedilirken yine bir tarif yapılıyor) belirsiz, güvencesiz birlik düşüncesi. birbirleri ile bağlantılı ama "özü"nde değerler tariflemeyen her biri, birbiriyle bağlantılı parçalar tarafından aktif olarak her an dönüştürülen birlik.

akşamın herhangi bir anında, nedensiz bunlar üzerine içten ve coşkuyla bir şekilde konuşabilmek bir nimet. (sina ve deniz'e)
sevgiler
 
  bilgisayar ekranı

computer screen
 
Thursday, June 11, 2009
  wöah!
 
  yaratıcı alan
 
  #unutmadan#
##

ayarı çeken, hayat denilen şey ile, ayara maruz kalan, ayarlanan biz, aslında biriz.

hayat dediğimiz bizim dışımızda olamayacağı için ya da ( tersten düşünürsek) biz hayatın dışında olamayacağımızdan, aslında ayarı çeken de, ayarlanan da bir şekilde biziz.
kendi kendimize kurduğumuz böylesi bir tuzağın sonluluğu ise, bu durumun dilde tanımlanması ile değil; sözsüz bir anlama ile apaçık hale gelmesiyle mümkün.

yani bu sözler de aslında ayarın ta kendisi...
söylemediğimde ise onun dışında...
ama değiştiren şeyin söylemek ya da söylememekle ilişkisi yok

##
 
  ekmek(p)arası
Haziran böyle bir ay.
Her ne kadar Herakleitos:

kimi günler iyi
kimi günler kötü
sayıyordu hesiodos

bilmiyordu çünkü
her gün
bir
aynı

...dese de.
tabi ki uyanıklar şöyle düşüneceklerdir:
birlik, aynılık; kendi içinde hep sonsuz imkanları da barındırıyor.

ayın karakteri ve lise zamanlarının bünyede eser miktarda faaliyet gösteren biyolojik saati nedeniyle, akıl biraz tökezliyor.

hayat herkese, ekmek arasına konulan herşeyin yenebilecek hale gelmesi gibi, öyle bir ayar çekiyor ki; insanlar ister istemez başkalarının ya da koşulların baskın bir şekilde tarifledikleri hayatlarda buluyorlar kendilerini.

heves, heyecan, tutku...
için değil.
herşey ekmek(p)arası için.

kayıp bi şekilde sallanan aklım, günler öncesinden kalmış taşlaşmış bir simit gibi. eylemsel karakterim onu, tost makinasında yeniden ısıtıp yenilebilir hale getirme planları yapıyor. aklımın imgesel yansıması, simitle bir tost makinasının birliğinde görünür oluyor.
endişe.
 
  06.09
 
Sunday, May 31, 2009
  tasarımcının görevi ve gerçekten ciddiye aldığım bir karakter olarak Derya Baykal

yukarıda: ICON 03.09

Bir mutabakat var deniyor derginin editör yazısında.
Philippe Starck'ın Guardian'a dediklerinden alıntı yapılıyor: " Artık benim gibi süperstar tasarımcılar olmayacak. Gelecek yıllar, mikrostarların zamanı olacak"
Pek çok insan bu fikri destekliyor sanırım. Tasarımın, tasarımcının ne işe yaradığı sorusunu soranlar, kendi yollarını çizenleri, onların ürettiklerini, aktarılarak paylaşılan ( internetten önce bile, çay saatlerinde, gazetelerin verdiği patronlarda, pratik bilgi eklerinde, sokak sohbetlerinde, misafirliklerde) gündelik hayata dair bir kısım bilgilerin (kuru bakliyat kavanozlarının tepelerine artık kumaş ve eski bulaşık eldivenleri ile yapılan kapaklardan, yazlık bir yerde tek katlı bir bina inşaa etmeye) nasıl ürünlere dönüştüğünü göreceklerdir.

Birkaç yıl önce yazdığım bir yazıda, normal vatandaş mimara neden ihtiyaç duysun ki demiştim. Mimar belirli koşullar altında (belirli bir bütçe, olanaklar, olanaksızlıklar vs) o insanın ihtiyacına yönelik olarak diğer herhangi bir kimseden daha fazla ona ne verebilir?

ICON'da editör yazısı şunları belirterek devam ediyor: İnsanlara, kendi çevrelerini ve ürünlerini tasarlamaya yarayan araçlar verildiğinde, tasarımcının rolü artık sadece kitlelere ürünler tasarlamak olarak kalmayacak, aynı zamanda kitlelere kendileri için herhangi birşeyi üretmekte yardımcı olmak da görevi olacak.



Bu durumda sadece Derya Baykal diyorum ve onun kendi çevresinde, kendi kimliğinde ve programında yarattığı hissel ve fiziksel hissiyatın üzerine biraz açık uçlu düşünelim diyorum
Afiyet olsun.

 
  bizim mahalle
tasarlanamayacak olan kimyanın ortalıklarda olduğu gerçeği; biz tasarımcılara ayağımızı denk almamız gerektiğini çok güzel gösteriyor.
eğer arkamızda, tasarımlarımızın etki alanını arttıracak, onları göz önünde tutacak bir medya, araç ya da aracı yoksa; yaşantının kendisinin zalim-gerçek-dobracılığına teslimiz demektir.


bu yüzden, ben anneannemin almak isteyeceği objeler, kullanımlar, şeyler; ya da dedem için cazip olan bir ev tasarlamayı hedefliyorum.
bu ilgi ve etki alanlarının dışında kalınır ve nerde olduğunu bilmeden ukalalığa devam edilirse, hayatın evrenin bu alanındaki gerçekliği olan sokağın gerçek insanı en net ve ağır tavır olarak bizi takmayacaktır.

birşeyler tasarlayan için de en büyük ceza budur herhalde. hiçbirşekilde hiçkimsenin umrunda olunmamak.


sokak, kendi hayatını kendi çeşitlendiriyor. valideçeşme, koyu beşiktaşlı, beşiktaşın şampiyonluk öncesi son maçını sokakta izliyor.
bir dükkanın cephesine bir pano konuluyor, sokak trafiğe kapatılıyor, projeksiyon aleti ve hoparlörler geliyor, kahveden sandalyeler çıkartılıyor ve maç başlıyor!


bunun benzerini sokak daha önce, milli takım maçlarında, pastanenin duvarına projeksiyonu yansıtarak yapmıştı. amcalar teyzeler dedeler, abiler, gençler, yengeler herkes, istediğini alıp gelmiş, sokakta bira, çay, kola içilmiş, çeşitli atıştırmalıklar eşliğinde maç izlenmişti. en ön sırada oturan bir mahalle teyzesi her atakta acayip bir şekilde gerilmiş ve bu gerginliğini de dile getirmişti. maçı sokak ile izleyen bakkalın, maç süresince kapalı tuttuğu bakkal ise, devre olunca açılmış ve gerekli erzak tedariği oradan sağlanmıştı.

sokak acayip.
ayağınızı denk alın, artistler...
 
  karar
Dün akşam, nobon Ege'deki bir sahil kasabasında, kalabalık katılımlı toplantısını gerçekleştirdi.
Toplantını biraz gergin geçtiğini söylemeliyim.
Bezginler, eylemsizliği ve "ne yapsak olmuyor" söylemlerini, ikna edicilik düzeyi çok yüksek şekilde dile getirdiler ve masanın ruhunu akşamın ilk saatlerinde ele geçirdiler.

Bırakmışlığın rahatlığı masaya sinmeye başladığı bir sırada, konuşmalar uzun ama içi boş hale geldiği bir anda; masanın başında sessizce oturan bir katılımcı, kambur oturuşunu hiç değiştirmeden, sadece daha önce masadaki tabağına bakan başını kaldırarak, normalden düşük bir düzeyde ama vurgulu ve akıcı konuşarak, masanın rahatlığını bozmaya başladı.
Bezginler söylenenlere karşı birşeyler söylemek istiyorlar ama bezginliklerinden yapamıyorlardı.
Konuşmanın sonunda masa dönüştü. Daha gergin, ama daha umut dolu, daha eyleme hazır bir ruh hali ile sarhoşluktan önceki son çakır keyf ayık anlara girildi.

karar:
* sanal ortamda paylaşımın giderek attığı bu ortamda, dijital üretimin tüm imkanları ile üretilenlerin yanında, basılı olan, elde yapılan, bedensel olarak paylaşılan öne çıkacak. kıymetli olan odur. üretime devam.
* artık bu tarihten itibaren ikinci aşamaya geçilmiştir.
* yeni rakı yeni seri güzel rakı.
* yoğurtlu semizotuna çok sarımsak koyulmayacak.
* anadolu'ya yönelenecek.

nobon kalabalık kadrosu ile yola devam ediyor.
izlemede kalın.
 
Saturday, May 16, 2009
  sokakta bizim salon etkisi

Beşiktaş sahilinde, çekirdek (çiğdem) kabuklarını temizleyen, belediyeye ait iri elektrik süpürgesi.
Aletin detayları ilginçti ama işin asıl ilgi çekici yanı, aleti kullanan adamın, hiç ses çıkartmadan, milletin altındaki kabukları temizlemesi ve insanların sanki evlerinin salonu süpürülüyormuş gibi, ayaklarını usulca kaldırmalarıydı.


hipnotik bir manzara.
evladım kaldır bakayım ayağını...


 
  katman meselesi

Her konu, kendi alanı içerisinde, ksonsuza yaklaşan bir derinlikle inceltilebilir ve katmanlaştırılabilir. Herhangi bir duruma yönelik ortaya atılan, herhangi bir fikir, ancak eş bağlam içerisindeki diğer bir görüş ile karşılaştırılabilir. Eş konuya, farklı bağlamların içerisinden getirilen açılımlar, tek bir doğru fikir ya da yaklaşımı arayan tartışmalarda anlamsızca çarpıştırılır.

Herhangi bir duruma yönelik farklı çıkarımları, yorumları veya cevapları anlayama yönelik, açık bakışaçıları çerçevesinde yapılan tartışmalarda ise, farklı bağlamların eş bir konuda karşılaşmaları derinliği asla tahmin edilemeyecek, garip, beklenmedik, apaçık, örtük, süprizli katmanlaşmaları beraberinde getirir.

Gereken tek şey, tarifli doğrulukların, kendi bağlamlarında anlamlı olduklarını ve o bağlam içerisinde ve onun çerçevesinde geliştiklerini bilerek "açık" olmaya çalışmaktır. Anlamsız ya da "bu böyle olmaz, olamaz" denilen şeyler, o olumsuzlamanın içinden çıktığı bağlamın gözden kaçırdırdığı, bilerek görmezden geldiği ya da algılamadığı şeyler olabilir.

Tek yapmak gereken şey, içedönük gerçek bir gözlemle kendimize bakmak ve dürüst bir biçimde "açık konum"a geçmektir.

Sonrası, baklava...

[fotograf gece çekilmiştir]



 
Saturday, May 09, 2009
  YAPI FUARI
yapı fuarı, autoshow olmuş.
algı dünyam karıştı.
hiçbir cephe kaplamasını daha önce bu kadar seksi ve hiçbir kadını daha önce bu kadar yalıtkan bulmamıştım.

sektör testesteron damlatıyor.
para para para...
 
Sunday, May 03, 2009
  Ybirey
yaratıcı birey için katlanması en zor olan şey, herhangi bir nedenden dolayı çalışamadığında deneyimlediği, boşluk ve kaybolma hissidir.

Perhaps the most difficult thing for a creative individual to bear is the sense of loss and emptiness experienced when, for some reason or another, he or she cannot work.

Csikszentmihalyi, 1997
 
Saturday, May 02, 2009
  bedri rahmi eyüboğlu
mavi yolculuğa çıkıp kayaya balık çizen adam benim dostumdur.
ne adamsın bedri bey...

 
  proje ( T )
 
  yunus
 
Friday, May 01, 2009
  ıssız
 
  zaman boşluğu

 
  05.09
 
terste noku!!!

nobonik

  • süper-(k)(e*ko)....... [ *k=g {yerine göre} ]
  • platform
  • ...unite!
  • nobon.net
  • izmir
  • j'aime événements occasionnels
  • 07.09
  • diğerleri için yürümek
  • çok gezen mi bilir çok okuyan mı? çok gezen. neden...
  • hoş_bulduk!!
  • nobonal

    tasarımlar ve ürünler
    | mimarlıktasarımgrafikfikir |

    design and products
    | architecturedesigngraphicidea |

    nobonometre

    February 2007 March 2007 April 2007 May 2007 July 2007 August 2007 September 2007 October 2007 November 2007 December 2007 January 2008 February 2008 March 2008 April 2008 May 2008 June 2008 July 2008 August 2008 September 2008 October 2008 November 2008 December 2008 January 2009 February 2009 March 2009 April 2009 May 2009 June 2009 July 2009






    facebook

    Copyright (c) 2006 nobon nobonnobon.blogspot.com

    nobonnobon.gmail.com

    Powered by Blogger

    free web stats